fotoğraf: Ömer Faruk (http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=11894&pid=19)

Özet*

Homeros İlyada Destanı'nda İskitlerden bahsederken, onların dişi attan süt sağdıklarını ve onu bir besin unsuru olarak kullandıklarını ifade etmiş olsa da, "kımız"dan anlaşılır şekilde ilk defa Herodotos bahsetmiştir. 

İskitler hakkında ilk derli toplu bilgiler veren Herodotos'a göre de, İskitler "kurban olarak bütün hayvanları ve özellikle at keserler... Şunu da belirtelim ki, domuz kurban etmezler, hatta topraklarında üretmezler bile" der. 

Afanosyeva ve Androva kültür verilerine göre de M.Ö. 1700' ata binilmeye başlanmıştır. Ata binme ise, etinden ve sütünden faydalanmanın ikinci safhasını teşkil ettiği için, onun bu yıllardan önce ehlileştirilmiş olmasını gerektirir. Arkeolojik görüşlere göre bozkır kültürünün temel karakteristik özelliğini M.Ö. 2500-1700 yıllarında M.Ö. 2500-1700 yıllarında kazanmıştır. Bu kültür yüksek yaylalarda, rutubet derecesi az ve ot ile çimenlerin bol olduğu alanlarda oluştuğu için kültür bilimciler ona "bozkır kültürü" veya "atlı göçebe kültürü" demişlerdir. Bazı bilim adamları da adı geçen kültürün oluştuğu alanlarda hakim halkın Türkler olduğu için bu kül-türü "Türk kültürü" olarak ifade etmişlerdir. Çünkü tarihte "at ilk defa Orta Asya'da ve kuzey yörelerinde "Alt Paleotik" devirden itibaren ehlileştirilmiş ve "Ural-Altay" kökenli kavimler vasıtasıyla, diğer bölgelere yayılmıştır. Bilhassa M.Ö. III. binde Ural-Altay yöresi ile Güney Rusya bozkırları arasındaki kültürel bağlar ilginçtir". 

Atlı göçebe ya da atlı kültüre ait arkeolojik kültür unsurlarının en çok bulundukları bölgeler, Karpat havzası, Karadeniz'in kuzey ve kuzey doğusu, özellikle Kırım yarımadası, Kuban, Perm, Minusinsk havzaları ve Kuzey Moğolistan'dır. At besleyicilik ve ona bağlı olarak atlı göçebe kültürü “nomad kültür” çevresinin en olgun derecesidir. Bu kültürün bazı özelliklerini İndo-Germenler ile Sami kavimlerinde de görmek mümkün olmakla beraber, en tipik özellikleri Altay kavimleri arasında tespit edilmiştir. Schmid ve Menghin'e göre Ural-Altay kavimlerinin dünya tarihi bakımdan iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan birincisi hayvan yetiştiricilik, İkincisi de devlet kurma kabiliyetleridir. Macar Türkolog Deer de yukarıdaki görüşe paralel olarak şöyle der: "At olmadan istenildiği tarzda süratli yer değiştirme, mer'aların önceden seçilmesi ve aynı zamanda yarı vahşi hayvanların yarı müdafaası ve bir arada tutulması, hülasa bütün büyük ölçüdeki çobanlıkla sistemli olarak bağlı bulunan hususların tasavvuru imkânsızdır. At olmasaydı, Eurazia'nın step adamı yerleşik kavimlerinkini çoktan aşan, yıldırım çabukluğuna ve delip geçme hassasına malik bulunan muharebe tarzını asla teşkil edemez, Hunlar'ın, Avarlar'ın, Gök Türkler'in imparatorlukları meydana gelemezdi. 

Eski bir Çin tarihçisinin de dediği gibi, 'Hun kavmi muharebede ve mücadelede imparatorluğunu at sırtından tesis ile yüzlerce şimalli kavim üzerinde hakimiyetini temin etmiştir. At bu kavimlerin düşüncesinde adeta şahsen muharebeye iştirak eden bir kimse olmuş... Hatta bazı kabileler için bir kısım at cinsleri o kadar karakteristiktir ki, adlarını bile sevdikleri atlardan almaktadırlar. Peçeneklerin her bir kabilesinin birer at rengini izafe eden adları bulunduğu gibi, sair Türk ka-vimlerinde de kabileler "Alayuntlu" (Alaca atlı) ve "Toraygır" (dor aygır) tarzında isimler almaktadır". Kafesoğlu, Çin kaynaklarına atfen yurtlarını (çadırlarını) atla çekilen tekerlekli arabalar üzerine yaptıkları için Hun boylarından Tölesler'e yüksek tekerlekli (chaochie) ara-balar dendiğini belirtir. İlmî hayatını Oğuzlar'a adayan Sümer'e göre de "Oğuz Türkleri devletlerini at üstünde kurdular ve Anadolu'ya da at üstünde geldiler".Türkler için at, o kadar önemli olmuş ki, bundan dolayı yakın tarihe kadar Doğu Anadolu ile Nahçıvan ve Azerbaycan'da mezar taşı olarak dahi kullanılmıştır. Ayrıca atlar için mezarlar, hatta anıt mezarlar yapıldığı gibi, önemli insanlar öldüklerinde de atlarıyla defnedilmişlerdir. Mesela: "Eski Türkler'de ve Hıristiyanlığın kabulünden önce, Macarlar'da ölü ile birlikte atı, yahut atının başı ile ayak kemikleri, silahları, sevdiği eşya da gömülürdü". 

Buraya kadar at hakkında yazdıklarımız özetleyecek olursak: At bozkır kültürünün anlaşılmasında temel faktörlerin başında gelir. Ayrıca bazı araştırmacılar ifade etmekten çekinseler de "bozkır kültürü", "Türk kültürü"nün bir başka ifade ediliş tarzıdır. Çünkü bilindiği üzere bozkır kültürünün tarih sahnesine çıktığı mekan, aynı zamanda Turan ülkesi yani Türkler'in yaşadıkları ve tarih yapıp yazdıkları coğrafyadır. Ayrıca insanların kafataslarındaki bir kemiğin "eyer"e benzemesinden dolayı, tıp tarihinde "Türk kemiği” (sella Turcica) denmesi bir tesadüf eseri olmasa gerek. 




Bir içki olarak "kımız" Türk tarihinde ayrı bir öneme sahip­tir. 

Kımızın kimyasal yapısı hakkında ilk bilimsel bilgi, Rus or­dusunda görev yapan İskoçyalı Dr. C. Griw'in 1784 yılında yazdığı rapor olmuştur. Fakat bu rapordan önce, Tatar Türkleri'nin yaşadığı bölgeye 1253 yılında seyahat eden Fransız W. Rubrikas kımızın yapılışı, tadı, sarhoş edici ve insan sağlığı üzerindeki tesirleri hakkında bilgiler vermişti. Bu bilgilerden önce de, Herodotos iskitler'den bahsederken onların dişi atların sütünden içki elde ettiklerini belirtir. Herodotos'tan sonra ise yukarıda da belirttiğimiz gibi "XII. asra kadar Batıda hiçbir yazar kımızdan bahsetmemiştir. XII. asırdan sonra Rus yıl­lıklarında kımızdan bahsedildiği görülmektedir". Togan'na göre de İskitler kımız içerler. Okladnikov'da Paleolitik-Neolitik kültür devrinde Sahalar'ın ilkbaharda "at doğurganlığı" şenli­ği yaptıklarını ve bu şenlikte kımız içtiklerini belirtir. Kaşgarlı Mahmut ta, "kısrak sütü tulumda bekletilir, ekşitilir, sonra içilir" derken eserinin diğer ciltlerinde de kımızın yapılışı ve tadı hakkında bilgiler verir. Dede Korkut Destanı'nda da Dirse Han'ın hanımı şöyle konuşur: "Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdır. İç Oğuzun, Dış Oğuzun beylerinin üstüne yığınak et. Aç görsen doyur, yalıncak görsen donat. Borçluyu borcundan kurtar. Tepe gibi et yığ. Göl gibi kımız sağdır. Ulu toy eyle, hacet di­le! Ola ki bir ağzı dualının bereketiyle Tanrı bize bir erdemli çocuk verir" . Ebulgazi Bahadır Han ise Oğuz Han'ın yur­duna varıp, onun ziyafet vermesinden bahsederken, "Tokkuz ming koy (koyun) ve tokkuz yüz yılkı (at) öltürtdi bulgarıdan toksantokkuz havz kıldurup tokkuzıga arak (içki) tohsanıga kımız tolturtdı" der. Yukarıda da görüldüğü üzere Müslü­man Türkler arasında da eskiden beri at eti yenildiği ve kımız içildiği belirtilmektedir. Manas Destanı'nda da Han Kögütey, halkına şöyle seslenir: "Benim gözlerim yumulduğu zaman, vücudumu kımızla yıkayın". 

1915-1918 yıllarında Rusya'nın Urmiye/İran konsolosu olan Nikitin de at ve kımız hakkında şu bilgileri verir: "Kısrak sütü bazen içki olarak kullanılır, ama Türkistan göçebeleri­ne oranla buna çok az rastlanır. Ermenistan'da at yetiştir­meye pek önem verilmez. Ülkenin engebeli karakteri buna pek elverişli değildir... Zogros aşiretlerinde ve Van gölüyle Ararat arasında bulunan Aladağ'daki Heyderanlılarda at yetiştiriciliği ünlüdür". 

Bizim alan çalışması yaptığımız Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın kuzey bölgelerinde, yoğun olarak at eti yendi­ği ve kımız içildiği, Özbekistan'da kısmen kımız içildiği, Azer­baycan'da ise at eti yenilmediği ve kımızın içilmediği tespit edilmiştir. Buraya kadar verilen bilgilerden sonra bir "Türk içe­ceği olan kımız" dan bahsedebiliriz. 

Eski Türkler, Orta Asya ve Çin tarihi konusunda uzman Eberhard, "Çinliler'in eskiden olduğu gibi bugünde süt içmediklerini" ifade ederek, "Çincede pek çok defalar zikredilen ve "lo" adı verilen bir içki vardır. Beygir “lo”sundan o şekilde bahsedilir ki, bunun kımız olduğuna şüphe edilemez der. Eberhard bir başka eserinde de "Çinlilerin etnolojik kayıtlarında bu "lo" yalnız Türk boylarında ve bunların en yakın komşu­ları arasında zikrolunur, ortaya konulan bu uygarlığa karşı şüphe gösterilebileceğini zannetmiyorum" der. Yine Eberhard, "Vu-Huan"ların, "Dung-hu"ların (Proto-Moğol), "Hyung-nu"ların, (proto Türk-Hun), "Tu-cüe”lerin (Türkler), Tu-yu-han”ların (Moğol-Tibet), "Vu-Sur"ların (Fegana'nm güneyinde yaşarlar), "Gav-çığ" (Türkistanda bir devlet) , "Cye- Gu"ların (Kırgızlar), kımız içip at eti yediklerini "Hui-Ho"ların (Uygurlar) ise "Manihaizme" girdikten sonra kımız içmeyip at eti yemediklerini belirtir. Moğollar ve Türkler'in at eti yeyip kımız içtiklerini Spuler, B. Y. Vladimir, R. R. Arat, Kafesoğlu vb. gibi bilim adamları tarafından da belirtilmiştir. Ayrıca Radloff, Altay bölgesinde kımıza "çegan" dendiğini ve Kazaklar'ın düğüne katılanlara bundan ikram ettiklerini belirtir. 

Dr. Mustafa AKSOY


Yazının tamamı: PDF dosyasında

Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın


* Makalenin özet bölümü " http://www.mustafaaksoy.com/makale-120-Turkler-de-At-Kulturu-ve-Kimiz " adresinden alınmıştır. 


Powered by Blogger.